kuran da bilimle celisen ayetler - boun sözlük

kullanıcı girişi

kullanıcı adı veya e-mail

Şifre

üye olcam | şifremi unuttum

giriş
Yeni > Eski
Eski > Yeni
A'dan Z'ye
Z'den A'ya
Başlangıç
Bitiş
Tanımlarda arat
Entrylerde arat
İyisinden
bugünün başlıkları.. (0 başlık)

yok böyle bi şey


1.
sanılanın aksine kuran'da bilimin sonradan bulduğu şeyleri öngören ayetler değil alenen bilimle çelişen ayetler vardır. bu ayetler o günün bilgisiyle üretildiği için çelişmemesi de imkansızdır zaten.

Örneğin nebe suresi'nin 6. ve 7. ayetlerinde "biz yeryüzünü bir döşek yapmadık" mı denilerek yeryüzü düz bir platform olarak tasavvur edilmiştir. oysa ki, bugün bilindiği gibi dünya küre şeklindedir.

ikinci bir bilim çelişkisi, "o yeri yayıp döşeyen" deniliyor. bu ayet ra'd suresinin 3. ayetidir ve nebe suresiyle aynı çelişkiye sahiptir.

Ücüncüsü ise lokman suresinin 10. ayetidir. burada "allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. yeryüzünde de sizi sarmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı." deniliyor. gökyüzünü ayakta tutan direk midir yoksa gazların öz yoğunlukları mıdır sanırım, ortaokul 3. sınıfta fen dersi alan herkes bu soruyu yanıtlayabilir. hazreti süleyman'ın bindiği rüzgarın uçağa işaret ettiğini iddia eden islamcılar nedense "görünmez direklerin" neler olduğunu bir türlü bulamadılar.

şimdi en ilgincine gelelim: nahl suresi'nin 15. ve 16. ayetleri "sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar yolunuzu bulmanız için de nehirler yollar ve nice işaretler meydana getirdi" peki bu bizi sarsmayan dağların çok olduğu bölgelerde neden hep deprem oluyor. Çünkü bugün biz biliyoruz ki, dağ oluşumlarının ana nedenlerinden birisi kıta hareketleridir ve kuran'ın iddia ettiğinin aksine dağların olduğu yerde deprem de çok olur. Örneğin türkiye'de fay hatları sıra dağlar boyunca devam eder ve geniş düzlük olan konya gibi yerleri teğet geçer. bu durum dünyanın genelinde de benzerdi. bu iddia enbiya suresinin 31. ayetinde de tekrarlanır. "onları sarsmasın diye yere sabit dağlar yerleştirdik" denilir.

dahası dağlar sabit değildir kıta hareketleriyle onlar da hareket ederler ve dahası, dağlar kah büyür kah küçülürler çeşitli yer haretekleri, volkanlar, depremler gibi nedenlerle. demekki kuran'da iddia edildiği gibi dağlar "sabit kazıklar" değildir.

Şimdilik sayabildiklerim bu kadar...

"şüphesiz biz evrimin apaçık bir kanıt olduğunu onlara göstermek için yerden fosiller çıkardık. Onlar koyu karanlık içinde çırpınırlar, biz onlara lucy ve ardi'yi gösterdikçe şüphesiz bunlar birer araform değil derler" (horus)
(horus, 04.10.2009 11:41)


2.
alak suresi'nin ikinci ayeti de kuran'ın bilimle çelişkisini gözler önüne serer. Önce alıntılayalım, "o ki insanı bir kan pıhtısından (alak) yarattı." burada alak kan pıhtısı anlamına gelir ancak kelimenin bir karşılığı da "asılı duran"dır ki bu bugünlerde allah'ın embriyo'ya işaret ettiğine yorulur. Öncelikle şu noktayı açıklığa kavuşturalım, alak kelimesinin "sevgi" gibi bir karşılığı bile var. o nedenle kelimenin hangi karşılığı ile kullanıldığını bilmek için muhammed'in döneminde ne anlamda kullanıldığına bakmak gerekiyor çünkü allah bizlere öğretisini muhammed üzerinden yayıyor dolayısıyla peygamberlerin hata yapmama özelliği devreye giriyor.
bugün bilinen gerçek insanın döllenmiş yumurtadan meydana geldiği, her canlı gibi. devam edelim. kan pıhtısı düşüncesinin orjini eski mısır'dır. mısır'da kadınların adet görmeleri hamile kalmalarının ardından kesildiği için insanın akmayan bu kanın karın içinde pıhtılaşmasından meydana geldiği düşünülüyordu. bu düşünce o dönemde arabistan'da da aynıydı. ve bu nedenle peygamber döneminde insanın kan pıhtısından yaratıldığı düşüncesi devam etti ve muhammed "yok arkadaşlar kan pıhtısı değil o embriyo şimdi size anlatamam ilerde torunlarınız anlayacaktır" dediğine dair bir kanıt yok. yani kelimenin "kan pıhtısı" karşılığında kullanıldığı biliniyor. ama bugün alak'ı "döllenmiş yumurta" olarak çevireni bile mevcut.
(horus , 04.10.2009 12:01)


3.
a'raf suresi'nin 179. ayetidir "andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır" deniliyor. burada dikkatinizi çekmediyse ben tekrarlayacağım "kalbleri vardır bununla kavrayıp anlayamazlar" deniliyor, yani kuran'a göre insanın kalbi kavrama ve anlama merkezi. ama bugün modern bilim kavrama ve anlamanın beyinden geldiğini ispat üstüne ispat çakmıştır. inanmayan hala varsa gitsin beyninin büyükçe bir bölümünü aldırsın çünkü ondaki zaten fuzuli.

kalple anlamak neden peki? yine mısır'a gitmemiz lazım. dikkat çeken nokta mısır'da mumyalama sırasında beyinin burundan sokulan bir çengelle parçalanarak dışarıya çıkartılmasıydı. beyin çöpe giderdi bu anlamda bağırsaklardan pek de farkı yoktu. oysa mısırlılar kalbe çok değer verir, onu yaşamın merkezi sayarlardı. mısırlılara göre de insan kalbiyle düşünürdü. Çünkü vücudumuzda güzel bir kız gördüğümüzde, korktuğumuzda, heyecanlandığımızda beyinden giden sinyallerle salgılanan hormonların en etkili özelliğ kalp ritminde yaşanır bu da kalbin hissettiği yanılsamasını ortaya çıkarır.

alenen kuran'da bilimle çelişen bir cümle daha sizlere.

bir de yakında şu konuyu irdeleyelim, musevilik, mısır ve islam... çok yakında sevgili okur.
(horus , 04.10.2009 12:15)