kullanıcı girişi

kullanıcı adı veya e-mail

Şifre

üye olcam | şifremi unuttum

giriş
Yeni > Eski
Eski > Yeni
A'dan Z'ye
Z'den A'ya
Başlangıç
Bitiş
Tanımlarda arat
Entrylerde arat
İyisinden
gündemler (200)
sayfa >>

    minimal oykuler

    1.
    ferit edgü tarzı öykü simyacılığının vücuda getirdikleridir. kelime ve tasvirlerde tasarruf genelgesi uyarınca yazılırlar.
    2.
    bütün sabah çalışmıştı kadın. kocasının ve çocuklarının acılarını yıkamış, kuruması için asmıştı balkona.
    3.
    haftalardır gözüne uyku girmemişti zavallının. başına çekiçlerle vuruyorlardı habire. dünya sessizliği unutmuştu. acıdan bayıldığı bir gün doktora yetiştirdiler onu. uyandığında ağrısı gitmişti bir de keşke'si. çürümeye başlamış keşke'sini çekmişti doktor. yerine acısız ama kocaman bir boşluk hediye etmişti.
    4.
    ayağını sıkıyordu küçük kızın, televizyondan mülhem hayalleri. hızla büyüyor, ama hayallerinin hızına yetişemiyordu.
    5.
    uyandı. akşamdan hazırladığı merakını giydi üzerine. dünyaya karıştı.
    6.
    gidiyordum.
    7.
    gündüz benim, gece ötekimin.
    8.
    olağandı şüpheleri. söylemedi.
    9.
    yalnızlık diye bağrıverdi bir an içinden gelerek ama farkında olmadan. baktı etrafına. kimsecikler yoktu yanında. yalnızdı.sustu. sus pus oldu. bir daha da bıçak açmadı zaten ağzını.
    10.
    hem zaman öyle istediği zaman durdurabileceği bir şey olmamıştı ki hiç bir zaman. o da durdurmayı denemedi zaten hiç bir zaman. sadece geçirdi onu. geçmez zannedildiği zamanlarde bile. ve zaman o istemese de geçecekti zaten. kabullendi ve durdu . esaslı bir duruştu bu. gidin bakın hala duruyordur orda. o kavramlar üzerine epey kafa yormuş bir heykeltraşın usta ellerinden öpmüş küçük bir heykelcikti.
    11.
    sesleri geliyordu bir yerlerden. minnacıktı neredeyse hepsi. sudan bir yudum alınca gökyüzüne dönüyorlardı yüzlerini. onlar küçük, küçücük serçelerdi.
    12.
    ve bir tek o vardı sokaklarda. o yüzden sırf kendi adını verdi hepsine......
    13.
    yarın bayramdı. yastığının altına koymuştu kalbini. heyecandan uyuyamayacaktı.
    14.
    izlerini silen adam

    avucundaki kanlı gözlere baktı. bu noktaya nasıl geldiğini düşünmeye başladı. herşeyi kontrol etme takıntısı. yaşamak iz bırakmak demekti. iz ise kontrol kaybı. silmeliydi izlerini bu dünyadan. önce yürüdüğü yolları tersten yürümekle başladı. susuyor, konuşmak zorunda kalınca insanlarla, söylediklerini evde tersten tekrar ediyordu. ama ya görüntüsü.. ah herkesin bakışı değiyordu ona. bir parçasını çalıp gidiyordu herkes. dün metroda kendisine dik dik bakan çocuk geldi aklına. tiksinmişti, görüntüsünü emercesine bakışından. tüm gün aklından çıkmamıştı. bu sabah yine karşısına çıktığında çocuk, nevri döndü. tek hatırladığı, bu ara sokağa kadar onu takip etmiş olduğuydu. karanlıktı sonrası ve sıcak.. çocuk umrunda değildi ama görüntüsünü çalan gözlerine tahammül edememişti. şimdi çocuk cansız yerde, gözlerse ışığını kaybetmiş ellerindeydi. soğumadı yüreği ve korkusu. böyle baş edemeyecekti izlerle. bıçağı kalbine götürürken, izleri silmenin en yüce yolu da aklına bir güneş gibi doğmaktaydı. gülümsedi ve sapladı..
    15.
    herşey

    neşe, keder, acı ayrılınca yekparelikten, kendi vücutlarına yürüyünce anladım artık büyüdüğümü. herşey artık sadece herşeydi.*
    16.
    yalnızlıktan şikayetçiydi. kabalıklara karıştı.
    17.
    Sustu. Susmamalısın diyordu içinden bir ses. Ama o sustu. Oysa söyleyecek çok sözü vardı. Anlatacak çok hayali. Baktı. Kendisine bakan iki çift boş göze baktı. Derinliklerine daldı. aradı. tutunacak küçücük bir umut aradı boş gözlerde. Zamansızdı gidişi. Zamansızdı ölümün gelişi.
    18.
    Kediye aşık olmuştu fare. hem de delicesine. fare aşık olabildiyse kediye, kedi neden aşık olamasın ki fareye. Bir tanısaydı fareyi, bir görebilseydi gözlerindeki sevgiyi, kedi de sevebilirdi fareyi. Herşeye, herkese rağmen dikildi kedinin karşısına fare. tüm sevgisiyle baktı kedinin gözlerine. Ama ne çare. kedinin gözleri sadece açlıkla bakıyordu fareye. fare "öyle çok seviyorum ki seni" derken, kedinin dişleri arasında buldu kendini. ölürken tek düşünebildiği, kedinin yumuşacık siyah tüyleriydi.
    19.
    karnı acıktı. üstü açıldı. acısını yedi. üstü ısındı.
    20.
    iki yumurta kırdı yanında çayın. önce çayı sonra yumurtaları içti. hiç acımadan kırdığı yumurtaları bir de ateşte kızdırmaya dayanamayacak kadar yufka yürekliydi hala.
    21.
    "geldim, gördüm, yendim" dedi. anlamsızca yüzüne baktı annesi. gazı olduğunu düşündü, kucağına aldı.
    22.
    yaprak

    her zamanki gibi uyandı yaprak. esnedi. güneşle beslendi. hazırdı artık rüzgar çobanlığına.
    23.
    bekledi, bekledi, bekledi... ekledi, ekledi, ekledi... belledi, belledi, belledi...
    bezmedi...
    bekledi...
    vehimleri eledi. eledi, eledi, eledi...
    fehimleri beledi. beledi, beledi, beledi...
    bekledi, bekledi, bekledi...
    24.
    anlamsızdı hayalleri.....kendi kendine söyleniyordu hayallere daldığı günlerin herhangi birinde.....''yıkmayı istemek etrafındaki her yapıyı.... kendi elleriyle bombalar yapıp patlatıvermek ortalık yerde.... şehrin en kalabalık meydanlarında çırılçıplak koşmayı istemek delirmiş gibi... bağırmayı istemek dünyanın en büyük çöllerinde..... ölmeyi istemek sususluktan o çöllerden birinde... kargaların leşi olmayı tercih etmek bir serabı yaşamaya....'' bir derdi mi vardı? anlayamadı......
    25.
    çocukken ayakkabı boyardı. büyüdü, serpildi. ruhları boyamaya başladı.*
    26.
    ağlamayı unutmuştu çocuk. yazmaya başladı böylece, sayfalar dolusu ağlamak için.*
    27.
    hassiktir lan !
    28.
    elleri iki yerinden öpüldü güzelin.
    29.
    şehvetli düşünceleri vardı ve imleyen nağmeleri. unutur muydu hiç, şaşırır mıydı? "açlık, tokluk" dedi, "gelin beri. söyletmeyin beni!"
    30.
    tek işi mühürlemekti. upuzun bir kuyruk önünde, duygularını kaybetmek istemeyenlerden oluşan.
    bir çocuk sıyrıldı aralarından koştu önüne.
    çocukluğumu mühürle dedi, büyümeden ben.
    yapamam, o zaman dünyayı da mühürlemem gerekir.
    31.
    "her şey düşüyor" demişti düşük yaptıktan sonra. düşe yattı. tin seddinde uyandı.
    32.
    kayıp

    kayıpları kapıya asmıştı kadın, yer kalmamıştı ayıplardan.
    33.
    adsızdı. düşlemeyi bilmediğinden başkalarının düşlerine musallat olur; düşe dokunamadığından gerçeklerle incitirdi. düş/man dediler ona.
    34.
    çocukken sevdiği oyuncakları saklardı, sadece kendisinin olsun diye. bu yüzden aşık olduğunda bildirmedi kimseye.
    35.
    turnayı gözünden vurmuştu. kör olan turna artık yeni bir isimle adlandırıldı: kör talih.
    36.
    kıyamdaki zaman düştü, vardı kıyamete.
    37.
    her heyecanlandığında kusardı. hayat tutar beni derdi.
    38.
    başkasıydı. aşkı içinde taşıyordu.
    39.
    uğurlu sayın kaç diye sordu. "iki" dedi kanat.
    40.
    cüzün selameti dedi, bekledi. ta ki 99 masum da binsin gemiye, bir katilin yanına. binsin ki batırılmasın gemi.
    mahza koymuşlardı adını. adaletli davransın diye.
    41.
    hüzünlüydü padişah efendimiz. gün kızıla çalmış, göğe abanmıştı. peygamberin ayak bastığı toprakların özlemi yakıyordu içini. ama adaleti izafiye izin vermiyordu ona. küll için feda ediyordu ruhunu. ben de katlediyorum dedi, atam fatih sultan muhammed han gibi. içimdeki kardeşi.
    42.
    rabbim ne ulusun diye düşündü sultan. yeryüzüne halife yaptın beni, tüm insanların üzerine yerleştirdin, altıma koyduğun tahtı, insanların diline yerleştirdin 'taht'ı, alt diye. yerimi bilsinler diye huzurunda.
    43.
    bu halkın soyu niye kurda dayanır bilir misin oğul, dedi derviş. kendi yalnızlığını kendi kurduğundan.
    44.
    bu topraklara niçin kenan diyarı dedi ulularımız bilir misin diye sordu rahip efendi tilmizine. cevabını beklemeyen bir soruydu. kenan'ın üç kardeşi vardı: ham, sam, yafes. üçü iman etti babasına. bir tek o etmedi. ta ki üçleme ile kurtulsun insanlık. isa efendimiz gibi, şeytan hazretleri gibi feda etti kendisini bizim için.
    45.
    çırılçıplak soyundu karşısında aynanın. vücuduna baktı uzun uzun. boş gözleri kapı çalınca istem dışı kapıya yöneldi. uzandı açtı kapıyı. karşısındaki dün giydiği kıyafetlerdi. aldırış etmedi gelmelerine. açık bıraktı kapıyı odaya gidip uzandı yatağına çıplak. uyudu. uyudu. uyudu. uyandığında kapı hala açıktı. ama gitmişti kıyafetler. kalktı yataktan. aynanın karşısına geçti. kapı hala açıktı. üşüdü örttü kapıyı. farkında değildi evden çıkmış olduğunun. dünya denen bir yerde çırılçıplak kalıverdi.
    46.
    zamanı taktı sayıların peşine, sonsuz'a varamadan son'u yakalasın diye. yağmurla haber gönderdi zaman, kaybolmuştu kendi döngüsünde.
    47.
    durdu bir an. derin derin düşünmeye başladı. hasta mıydı yoksa. gülmeye başladı kahkahalarla. nerden çıkmıştı ki şimdi bu.
    48.
    eline verdiler taşı. ilk taş hakkı senin günahsız küçüğüm, dediler. günahsız dille bana dua ederseniz atarım dedi.
    49.
    rabbim dedi, sana geldim. sır tuttum, "enel masiva" için "enel hak"tan geçtim.
    50.
    puslu gecenin içinden sessizce çıka geldi. baş köşeye oturdu, basma kalıp konuştu. sonra meleği geldi, "beni sev" dedi.
    "olmaz!" dedi adam. ses tonu netti, askerine emreden komutan misali.
    melek yine "sev beni" dedi, gözleri doldu bu sefer. yaşlar akmamak için kripiklere son bi güçle tutunmuştu.
    adam "sen laftan anlamıyo musun olmaz be kadın!" dedi.
    yaşlar kirpiklerden kaydı gitti. onlar yere varmadan melek "ölür müsün sevsen!" diye haykırdı.
    adam "ölürüm." dedi. sesi boğuktu, gözleri boşlukta.
    melek uçtu göğe ardına bakmadan. göz yaşları yere değmeden kayboldu, arkasında sadece onları bırakarak.
    adam eğer seni seversem ve sen de gidersen katilim olursun dedi sessizce ki o melek en başından gitti.
    derken gece güne döndü, güneş ışığı adamın suratına vurdu ve adam göz yaşlarıyla uyandı.
    51.
    Kamil kötü haberi duyunca kirli kaldırımda oturdu kaldı. aklına hayalleri geldi. bi sucu tükanı açacaktı. ismini "cansu" koyacaktı belki ona yüz vermeyen "cansuyu" nun kalbini bu şekilde çalabilirdi. olur da cansu ona "evet" derse herşeyden vazgeçecekti. okulun bahçesinde, çoluk çocukla oyun oynuyor diyenlere aldırmadan yaptığı maçları; çarşamba geceleri barbut atmayı; alkolü, sigarayı; ab*ı hayatının istemediği her bi şeyi arkada bırakıp hayat suyundan içecekti, sonsuz yaşam için. sonsuza dek yaşamayacaktı belki ama yaşadığı sürece sonsuz mutluluğu hissedecekti.

    olmadı. ab*ı hayat çeşmesi kurudu. ansızın olmuş, çocuk öyle dedi. cansu ekmek almak için bakkala gidiyormuş. sokağın sonundan sola dönmüş. o esnada ansızın, amansız bi at arabası çıkmış önüne. duramamış hemen. cansu altında kalmış. sonra araba durmuş, bu sefer erken. cansu hala altındaymış. boynu tekerin altında. süper zamanlaması olan arabacı inmiş, kıza bakmış, düşmüş bayılmış. polisler ayıltmış onu. kızı uyandıramamışlar. çocuk dedi. öyle dedi.